Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Yazarlarin suskunlugu yasamdir...

Beyaz cam deniz gibi kaypak ve yalanci, insanlar kadar yalanci... Parmaklarim tuslarin cikardigi seri tik taklarla klavyenin üzerinde dans ederken, gözlerim monitördeki yazilarin birbirine sarilisini, kivranisini, eriyip dagilislarini izliyordu. Durdum, arkama yaslandim, derin bir nefes alip biraktim. Iste yazarkeslik denilen sey bu olmaliydi. Desteleyip cekmeceme hapsettigim, ders kitaplarimin arasina gömüp unutmaya terkettigim notlarim, suratima bu anlamsiz ve faydasiz kesligimi carpiyor ve artik hizaya gel diyorlardi. Ne hizasi diye cikistim, neyin hizasi?. Ihmalkarligima mi öfkeleniyorlardi, onlari bir ise yaratmadigima mi?. Onlar ben degil miydim? Bir ise yaramayan ben degil miydim o halde?. Bir ise yaramayan, hizaya gelmeyen, bir türlü tutunamayan, yasamayan, yasayamayan, cekmecelere hapsolan...

Elest bezminde yazarlara yöneltilen sevimsiz soru; "yazmak mi, yasamak mi?"... Tecrübesizligin ve acemiligin masumluguyla, ürkekce cevap vermis bazilari; "ikisi bir arada olmaz mi?". Hani yasanarak yazilmaz mi?, diyecek olmus ki biri, sert bir cevapla kesilmis cümlesi, "olmaz! Yazarken yasamayi tercih edersen, yasarken yazamazsin".. O günden beridir yazanlar yasayamaz, yasayanlar yazamazlarmis... Küllün dilemma!.

O yazarlar arasinda benim de sari solgun bir siluetim yer aldimi? Catlak ve boguk bir ses tonuyla, "desenize hic gün yüzü görmeyecegim. Cinayetler isleyecegim. Yasatmak icin yasamdan vazgececegim!" diye dolu dolu gözlerle mirildandim mi, yüzümü ellerimle kapatarak agladim mi, hatirliyamiyorum ama, kendimi en cok yazarken, bir de okurken yasar hissettim ve lugatimda yasamanin yerini yazmak la degistirdim.

Hayatlarina karsilik bir yigin kelime sunan ilahi antlasmayi, buruk bir eda, endiseli bir gönül rizasiyla imzalamis yazarlar. Yazilanlar bu yüzden gercek yasamin kösesine kiyisina dokunmus ama, asla göbek tasina oturamamis. O gün bugün yasanmazliga, yasanamazliga ve nihayetinde yalnizliga mahkum olmuslar. Yazarlar, cilginlar ve benim gibi yazar olamayan yazarkesler… Yalnizliklarini telafi icin yazmayi ve okumayi bir iltica mecrai secmisler.

Cünkü yazmak icinizde uyuyan canavari uyandirir. Yokluga yuvarlanan asina karakterlerini dosya kagitlarina hapsederek yasatmaya calisir, onlara yasamadigi bir hayati vakfeder, onlari öfkenin, kirginligin veya sevginin halesiyle sarip sarmalar yazan kisi. Yasamak bir firtinaysa, yazar firtinaya söz gecirmeye calisan meczuptur. Firtinayi sesin, rengin, mermerin hendesesine hapsederek disinda kalmaya calisan ödlektir o. Kimi zaman ucsuz bucaksiz bir mavilige ve mechullüge dogru süzülen bir gemiye, sessiz ve sakin bir sahilden, munis bir yüz ifadesiyle el sallar. Gözden kayboluncaya kadar seyrettigi bu geminin ardindan, okyanusun ortasinda basina gelecekler, atlatacagi, ya da atlatamayacagi tehlikeler hakkinda sürükleyici bir roman yazacak kadar küstahlasabilir. Kimse ne demek istedigini anlamaz. Cogusu diline vurulur, kimisi uslubundaki kivrakliga. Asil vermek istedigi mesaj ancak ölümünden sonra isiga cikar. Gemi tipki onun anlattigi gibi bir eisberge carpmistir ve batmistir. Yazarin yazim ve gözlem kabiliyeti, kahinlik olarak addedilebilecek kadar mubalagalastirilabilir... Türbesine mumlar tasinir. Zamanla sis ve duman altinda kalan silueti taninmaz hale gelir. Kimse kim oldugunu bilmez, herkes büyüklügünde hemfikirdir.

Hemen hemen bütün yazarlar okunmak icin yazarlar ve yine hemen hemen hepsi yeterince okunmamaktan sikayet ederler, etmislerdir. Ve evet, yine q11hepsi buna ragmen yazmaktan vazgecmemistir. Kendi aynalarinda kendi suretlerini temasa gibi bir aptalligi göze alma pahasina, yazmaya devam etmek tiryakilik degil de nedir?

Yazan insan yasamadiginin farkinda degildir ki... Neden okunmadiginin sebebini bir türlü kestiremez bu yüzden. O kadar kopuktur ki insanlardan ve reel dünyadan, basina geleceklerden habersiz, masum bir cocuk merakiyla ari kovanina comak sokmaya kalkar. Sonu önce dar agaci, sonra musalla tasi olur. Yasayanlar aralarindan birini, bir diriyi öldürdüklerini sanirlar. Bir ölüyü diriltmislerdir oysa. Tarihi de yazan onlardir… Belki de « alin su kelimelerinizi, verin bize hayatlarimizi geri ! » demek istemis ve bu yüzden rahatsiz edici bulunmus, tevkif edilmis, zindana atilmis ve susturulmak istenmislerdir. Mukaveleye aykiri düsmek er kisinin isi degildir nitekim… Yazarlara kalu belada verdikleri söz hicbir zaman unutturulmaz.

Yazilan her eser kabili caizse bir intiharin imzali, mühürlü ispati. Yazan insan, dünyayi yasarken degistirmenin mümkün olmadigini bilen insan. Magarasindan cikar ve magaradaki adama dis dünyayi anlatir. Magarali icin ya cennetten, ya da cehennemden seslenen müphem bir sestir o. Coktan ölmüstür. Sesi kimi zaman topragin altindan, kimi zaman göklerden gelir. Caglar ötesinden gelen sesler de vardir. Muglaktir, anlamsizdir, komiktir.

Madem ki sadece yazanlar, yazabilenler spermanlariyla degil, beyinleriyle ölümsüzlesebilir... Yasamaktan vaz gecer yazan insan. Ebedilesebilmek icin mumyalasir. Kagida degil, mermere bosaltir icini. Ve sonsuza kadar susmaz. Konusur da konusur... Yazmak yasamaktir kisaca. Yasamadigini anlatir, yasamak istedigini anlatir. Eger bir yazar artik yazmazsa, bilinki yasamaya baslamistir...

Emine Arslaner

 

DUYURU!


[Ana Sayfa] [Cemil Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar] [Sorular] [Vee..] [Sizin yeriniz] [Derlemeler]