Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Yeterlilik I

 

İnsanı, çevresindeki dünya hakkında herhangi bir şey bilmeye muktedir kılan nedir? ‘Bilmek, nesneye uygun organı gerektirir’ diyordu Plotinus (ö. M.Ö. 270). Bilenin yapısında uygun bir ‘alet’ bulunmadıkça Hiçbir şey bilinemez. Bu, bilgiyi adaequatio rei et intellectus olarak tanımlayan yeterliliğin Büyük Hakikatıdır: Bilenin kavrayışı bilinecek şey için yeterli olmalıdır.

 

.....

 

Bedenimize ait beş duyu bizi en aşağı Varlık Düzeyi –cansız madde- için ‘yeterli’ kılmaktadır. Ancak onlar, duyu-verileri yığınlarından daha fazla bir şey sağlayamazlar bize; bunları ‘anlamlandırmak’ için farklı bir tabakanın yetenek ve yapabilirliklerine ihtiyacımız vardır. Onlara ‘düşünsel duyular’ diyebiliriz. Onlar olmaksızın, hayat, şuur ve kendinin farkında olma bir yana, biçim, örnek (pattern), düzenlilik, ahenk, ritim ve anlam’ı tanımaya gücümüz yetmez. Bedensel duyular göreli olarak edilgen, yani meydana gelenin yalnızca alıcıları ve büyük ölçüde akıl tarafından denetlenen şeyler olarak tanımlanabilirken, düşünsel duyular hareket halindeki akıldır, onların hassasiyetleri ve etki alanları bizzat aklın nitelikleridir.

 

.....

 

Her birimiz için, sadece kendisini anlamada yeterliliğe sahip olduğumuz gerçekler ve olgular ‘mevcuttur’; ve tüm zamanlarda, kendimizi içinde bulacağımız her şartta, herşeye zorunlu olarak yeterli olduğumuzu varsayamayacağımız gibi, bizim için ulaşılmaz olan birşeyin mevcut olmadığında ve diğer insanların muhayyilelerinin bir hayalinden başka bir şey olmadığında ısrar etmeye de hakkımız yoktur.

 

.....

 

İnsanlar, ‘bırakın gerçekler dile gelsin’ derler; unutuyorlar ki gerçeklerin konuşması yalnızca duyulduğu ve anlaşıldığı zaman reeldir. Gerçek ile teoriyi, algı ile yorumu ayırdetmenin kolay bir iş olduğu düşünülür. Hakikatte, aşırı derecede zordur o.

 

.....

 

‘Algı, sadece uyarıcılar tarafından belirlenmez’ diye yazar R.L. Gregory, Göz ve Beyin adlı kitabında; ‘mevcut verilerin en iyi yorumu için dinamik bir araştırmadır o’.

 

Kısaca, sadece basit olarak gözlerimizle değil fakat aynı zamanda zihni donanımımızın büyük bir bölümü ‘görürüz’; ve bu donanım kişiden kişiye büyük ölçüde değiştiği için, kaçınılmaz olarak diğerleri görmezken bazı insanların ‘görebildiği’, başka türlü söylersek, bazılarının görmek için yeterli, diğerlerininse yetersiz olduğu nice şeyler vardır.

.....

‘Bakarlar, görmezler; duydukları halde işitmezler ve onlar anlamazlar’.

 

.....

 

Daha önce açıklandığı gibi, iç ‘yükseğe’, dış ise ‘aşağıya’ tekabül etmektedir. Duyular, insanın en dışsal araçlarıdır; ‘bakarlar, görmezler; duyarlar işitmezler’ gibi bir durum olduğunda, hata duyularda değil, iç kısımlardadır –‘Zira bu insanların kalpleri mühürlüdür’; kalpleriyle idrak edemezler’. Yüksek ehemmiyet dereceleri ve Varlık Düzeyleriyle ilgili temas sadece ‘kalb’ vasıtasıyla yapılabilir.

Modern çağın madde bilimciliğine gömülmüş olan biri için bunun ne demek olduğunu anlamak imkansızdır. İnsandan daha yüksek herhangi bir şeye inancı yoktur ve insanıda nisbeten gelişmiş bir hayvandan başka bir şey olarak görmemektedir. Hakikatin sadece kalbe değil başa yerleştirilmiş olan beyin aracılığıyla keşfedilebileceğinde ısrarlıdır.

 

.....

 

Bilinemezci (agnostic)nin imanı belki hepsinin en akıldışı olanıdır, çünkü, bir kamuflaj olmadığı sürece, ehemmiyet meselesini ehemmiyetsiz sayma kararıdır o; şunu demeye benziyor: Bir kitabın (Mr. Tyrrell’in örneğine atfen) sadece renkli bir şekil değil, kağıt üzerindeki bir dizi işaret, belirli kurallara göre düzenlenmiş bir harfler dizisi veya bir anlam ifadesi olup olmadığına karar vermeye istekli değilim! Geleneksel bilginin (hikmet) bilinemezciyi her zaman şiddetle aşağılaması şaşırtıcı değil: “Ne mal olduğunu biliyorum, ne soğuk ne sıcak olduğundan, tükürüp atacağım seni.”

.....

“İnan ki anlayabilesin”

 

.....

 

İskoçyalı ilahiyatçı Richard of Saint-Victor (ö. 1773) diyor ki: ‘Görünür şeyleri sadece dış duyular, görünmeyeni ise yalnızca kalb gözü idrak eder.’

 

.....

 

Yüksek ehemmiyet dereceleri ve Varlık Düzeyleri inanç olmaksızın ve iç(ine nüfuz etmiş) insanın yüksek yeteneklerinin yardımından yoksun olarak tanınamaz. Bu yüksek yetenekler harekete geçirilmediği zaman –ya eksik olduklarından veya inanç yokluğundan dolayı kullanılmadıklarından- bilen için bir yeterlilik eksikliği söz konusudur ve bu durum herhangi bir ehemmiyet derecesi veya Varlık Düzeyinden hiçbir şeyin onun tarafından bilinemeyeceği sonucunu doğurur.

 

E.F. Schumacher

®

 DUYURU!


[Ana Sayfa] [Cemil Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar] [Sorular] [Vee..] [Sizin yeriniz] [Derlemeler]