“Yıldızları söndürmüş
fırtına..”
|
Onlar sürü yavrum.
Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa
gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası
yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve
öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz.
Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız
bakışlarıyla seyrediyor. |
|
"Şahsiyet,
görünen cemiyet içinde görünmeyen cemiyeti seçip, tahtını onun bağrında
kurmakla fethedilir. Her şahsiyet bir kopuş, bir olmayana, bir olacağa
bağlanıştır..." |
|
|
“Ve insanlar Homeros’un
cennetindekiler gibi kucakladın mı kayboluyorlar. Hepsi birer gölge. Teneke
bile değiller. Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O
yangına herşeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı. |
|
|
"Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin
üvey evladıdır. |
|
|
Biz rüzgarların
meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hakketmemişdik bu
saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha
nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması
gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. Ben görmeyeceğim,
sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni farkedecekler,
ne beni. Ben kimseye benzemeyenim. Sen kimseye benzemeyensin. |
|
|
Düşüncenin
gemlerini biraz bırakınca cinnete ve hikmete beraber gidiyor insan. |
|
|
Don Kişot olun.
Tek hürmet ettiğim adamdır. Kaybedilmiş bir davanın bu kadar fedakar bir kahramanı
olabilir. Öyle görmek ve inandırmak ihtiyacında. Dünya Şanso Panso'larla
dolu. |
|
|
Tabular tabular..
Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında,
elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve
sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde
filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar. |
|
|
Her aydınlığı
yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar
alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek
gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar? |
|
|
Sağcı ve solcu
gibi sınıflandırmaları hiçbir zaman benimsemedim. Bunlar hakikati kapamaya
yarayan uydurmaca mefhumlardır. Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamış bir
ülkede sağcı solcu ne demek? |
|
|
Hakikatte
kendilerini konuşturduğum düşünce adamları benim tercümanlarımdır. Tanıdığım
binlerce insan arasından onları seçişim, bazen kendimi sahneye çıkarmak
istemeyişimden, yani bir şöhretin arkasına gizlenmek ihtiyatkarlığından,
bazen de onlarla boy ölçüşebileceğimi ispata kalkmak gibi bir bencillikten
kaynaklanabilir. |
|
|
Karakter ne kadar
kuvvetli ise, vefasızlığa o kadar az kabiliyetlidir. |
|
|
Senin ismini
taşıyor diye kadına iltifatta bulundum. Ve bir an ilhamım kanatlandı.
Konuştum. |
|
|
Ben
görmedim Paris'i.. Paris evde yoktu.. Ben rüyada gördüm Paris'i, gülümsedi ve
kayboldu. Neden beni aramak için buralara kadar geldin diye sitem etti
bakışları. Promete Kafdağı'na zincirlenmiş, ben hastaneye zincirliydim.
Paris'te hastaneye zincirli olmak. Hastaneye ve karanlığa. Reyhaniye'nin
çamurlu sokaklarını, kerpiç kulübelerini ve maymun azmanı insanlarını, kötü
yazılmış natüralist bir romanın esneten teferruatlarını okur gibi, yıllar
yılı seyreden gözlerim, Paris'te kapalıydılar. |
|
|
İdeoloji çağımızın
anahtar kelimelerinden biri... vuzuhu kilitleyen bir anahtar. |
|
|
Olmak veya
olmamak, hayat ve ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa ki. Ve insanı
deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi.
Trajedi bu. Kırmızıya oynayayım derken siyaha oynamak. Bir kere kırmızıya
oynadınız mı geriye dönemiyorsunuz artık. |
|
|
Batı; muhteşem
bir baş altında, sefil bir kuyruk. |
|
|
Çağdaş avrupalı,
ya ümitsizlik, ya iman diyor. Başka yol yok. Zavallı büyücü çırağı, uyanışın
biraz geç olmadı mı? |
|
|
İzm'ler
idrakimize giydirilen deli gömlekleri. |
|
|
Düşünce adamı bir
zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye
bağlı olmayabilir. Ama tarihe angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri
vardır: Belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması
lazımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başlıca vazifesi: Bütün
hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu
göstermek. |
|
|
Mektup ya
hıçkırıktır, ya bir neşide. Mektup bir kementtir, bir davettir. Kime ve neye?
Bu akşam yine yalnızım ve yine bedbahtım. Beni anlamanız için sizi terketmem
mi lazım? Yoksa intihar etmem mi? Ama ben oldukça siz varsınız. Sizi ben
yarattım. Sizi bir köprü olarak yaratmadım. Siteme alerjiniz varmış, bu bir
zaaf, bu bir kendine güvenemeyiş. Sevmek sitemle başlar. Ayrı dilleri
konuşuyoruz... |
|
|
Din, aşk, şiir... Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı
merdivenler. |
|
|
Itır gülün sesi,
ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda. |
|
|
Kavga, insanla kader
arasında değil artık, insanla kelime arasında. Rüyaları o bayraklaştırıyor. Yığınlar onun için
yaşıyor, onun için dövüşüyor, onun için ölüyorlar. |
|
|
Sensiz giden
trenler, ufuklarda kaybolan birer ümit |
|
|
Fransızlarda 'mezar
taşları gibi yalan söylemek' gibi bir tekerleme var. Kendi hayat hikayesini
anlatmak da buna benzer. Önce hafızamızın aynasında sadık akisler aramak ve
onları infiallerimizin, egoizmimizin eklediği çizgilerden ayırdetmek kabil
mi? Belki otobiyografik bir roman kaleme almak caiz. Ama birkaç sayfada bütün
bir ömrün muhasebesini yapmak hem tehlikeli hem abes. Her hal tercümesi bir
müdafaanamedir. Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale. |
|
|
Hakikat,
kaderin imzasız mektubu. |
|
|
Önce sükût vardı;
kelâm değil."Tanrı sükûttur"diyor bir Hint bilgesi. Söz, ki
sonsuz arasında çırpınış. Hayat gibi sıcak ve dost. Kutupların
sessizliğinden bana ne? |
|
|
Aydın olmak için
önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz,
konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle
hisseden kişi. Aydını yapan: 'uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve
hakikatın bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs. |
|
|
Gerici, ilerici... Düşünce hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden
kurtulmakla başlar, düşünce hürriyeti ve düşünce namusu. |
|
|
Aydınların
Dini: İzm’ler İrfan, düşüncenin
bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. Tecessüsü madde dünyasına
çivilemeyen, Zekayı zirvelere kanatlandıran, beşeriyi ilahi ile
kutsileştiren, uzun ve çileli bir nefis terbiyesi. İslam, insanı parçalamaz.
İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Batının “kültür”ünde bu
Zenginlik, bu ihtişam, bu hayata istikamet veriş yok. İrfan bir mevhibedir.
Cehitle gelişen bir mevhibe. Kültür, katı, fakir ve tek buutlu bir lafız.
İrfan, beşeri beşer yapan vasıfların bütünüdür. Kültür, homo ekonomikus’un
kanlı fetihlerini gizlemeye yarayan bir şal. İrfan, dini ve dünyevi diye
ikiye ayrılamaz. Yani her bütün gibi tecezzi kabul etmez. Kültür kaypaklığı,
müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmemiş, edilemeyen bir
kelime. Kah suda, kah karada yaşayan bir hilkat garibesi. Alman için
başkadır, Fransız için başka. Bazen içtimai hayatın bütününü ifade eder,
bazen bir alışkanlıklar, bir kazanılmış hünerler mecmuasıdır. |
|
|
Biz Ve Onlar “İmparatorluk günden
güne zayıflamaktadır. Niçin saklamalı? Onu bu hale düşüren sebeplerin başında
Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Temellerini III. Selim’in attığı bu zihniyeti,
derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden II. Mahmut son haddine
vardırır. Bab-ı ali’ye tavsiyemiz şudur: hükümetinizi dini
kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Devlet olarak varlığınızın temeli,
padişahla müslüman tab’a arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun,
çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin. Ama
yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskileri yıkmayın.
Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın.
Batı kanunlarının temeli Hrsitiyanlıktır. Türk kalınız. Tatbik edemeyeceğiniz
kanunu çıkarmayın. Hak bellediğiniz yolda ilerleyin. Metternich |
|
|
Kime yazıyorsun
bu mektubu? Elinde hiçbir adres yok. Domuzlar kutsal kitaplarla beslenmez. |
|
|
Avrupalı için
medeniyet, zorun yerine hilenin geçişidir. Fransız, bu manada Rus’tan daha
medenidir, daha medeni, yani daha tehlikeli. |
|
|
İnananlar
Kardeştir
Bu ülkenin
ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş.
Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla.
Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı...
inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek.
Türk’ü, Arap’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç;
gazaya, yani irşada. Altı yüzyıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu
muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşum bir salgın: maddecilik.
Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte
kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. |
|
Ben Ezeli Bir Mağlubum "Mektuplarını üzülerek
okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin. Tek mucize kelam. Kelam, yani
sen." * "Ve gece bir deniz kızı
gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük. Kendimi bir mektupta seyrettim.
Büyülü bir ayna idi bu. Bir uçurum gibi büyüyen sükut,
hayattan, ışıktan, ümitten kopuş.. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz. |
|
|
İlim haysiyetini
kaybetti, ahlaktan sözetmeğe hakkı yok artık. İdealizm ölesiye yaralı; gerçeklik
deyince sayısız günahlar, sayısız cinayetler geliyor akla. Hem hırs suçlu,
hem feragat. |
|
|
Yaratmak
yabancılaşmaktır.Yaratılan bir başkası.Yaratmak yokolmaktır; ya yaşayacak, ya
yaratacaksın. Ebediyet hazin bir teselli mükafatı. |
|
|
Türk İslam medeniyeti
ahlaka, feragate dayanan bir medeniyet. Gerçekleştirdiği değerler edebiyattan
da, felsefeden de, ilimden de muazzez. Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak
istiyorum. Korumak istediğim şaheser; insanın kendisi. Tarihine vecitle
eğildiğim bu büyük, bu gerçek, bu mert insanı Osmanlı yaratmış ve yaşatmış.
Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi. Düşünenin görevi insanından kopan,
tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak; Kızmadan,
usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz birleştirir... |
|
|
Kaynaklarından
kopan bir intelijansiyanin kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmak.
Umrandan habersizdik, medeniyete de ısınamadık. İnsanlığın tekamül vetiresini
ifade için kendimize layık bir kelime bulduk: uygarlık. Mazisiz, musikisiz
bir hilkat garibesi. |
|
|
Bir çağın vicdanı
olmak isterdim, bir çağın. Daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan
zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran
bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir
istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü.
Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. |
|
|
Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor.
Tanımadığımız bir dünya bu. İthal mali mefhumların kaypak ve karanlık
dünyası. Gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor. Ne güzel tarif;
"gerici": Bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği
istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse)”
(Meydan – Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucûbenin hangi çağda, hangi ülkede
yaşadığını söylememesi. Murdar bir hâl’den muhteşem bir maziye kanatlanmak
gericilikse, her namuslu insan gericidir. 4. Murad’a, Süleyman devrine dön!
diye haykıran Koçi Bey, Reşit Paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün
ıslahatçıları gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki
ezelî hakikatın ışığında yazar: Kilise ve krallık. Dostoyevski maziye âşık.
Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici! gerici, ilerici... Düşünce
hürriyeti bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar, düşünce
hürriyeti ve düşünce namusu. |
|
|
Bir çağı bütünüyle kötülemek, bütünüyle yüceltmek kadar yanlış. |
|
|
Edebiyatımızda yunanperestlik Yahya Kemal'le başlar. Yahya Kemal ve Yakup
Kadri ile. İran'dan Yunan'a geçen iki dost bu yolculuktan altın meyvelerle
dönerler. Ama anlarlar ki gurbet tehlikelerle dolu... Bâkî'leri, Galip'leri,
Hâmit'leri yetiştiren bir şiiri, Yunân-i kadîme bağlamak, ummanı ırmağa
bağlamaktır. |
|
|
Şiddeti yok eden şiddet, yalanların en alçakçası değilse, vehimlerin en
şairanesi. Her kavganın ezelî mazereti: son kavga olmak. |
|
|
Fikir adamı için namus, abesde direniş değil, hakikate teslimiyet. |
|
|
Mazisinden ihtişamından utanan ve Avrupalı
dostları gücenmesinler diye hazinelerini gübre ile saklayan gafil bir
çocuktur Türk aydını. |
|
|
Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan birer çocuk.
İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar. |
|
|
Akıl tevhid inancına götüren mütevazi bir köprüdür... bu inançtan
ayrıldığı an ister istemez dalalet bataklığına saplanacaktır... |
|
|
Hakikatı iman dışında arayanlar karşılarında abesi buldular... |
|
|
İnsanlar deli olmakta çok haklıdırlar... mesela Sokrates günün birinde
akıllı olmaya kalktı baldıran zehrini içmeye mecbur bırakıldı... |
|
|
J. J. Rousseau der ki: 'Kadınların aklı ameli bir akıl... bir amaca
ulaşmak için gerekli tüm yolları bulurlar da amacı bulamazlar bir türlü' |
|
|
Allah huzurunda akla ve mantığa dayanarak ilk defa kıyasa kalkan
şeytandır... akıl kör adamın elindeki asaya, ilham gözü gören adamın elindeki
meşaleye benzer... |
|
|
Hz. Muhammed (SAV): 'İnsanlar sana fetva verse de sen yine kendi kalbine
bir danış' |
|
|
Tanrıya inanmayan bir dünyanın çocukları için aşk herhangi bir jest... |
|
|
Ufukta güdük ve çıkarcı bir istikbal belirmişken yarına dur demek ve
yıkılan bir mazinin köhne değerlerine ihtişam kazandırmak dile kolay... hele bu
ulvi çılgınlıkların en büyük düşmanı da adaletle iktidarın temsilcileriyse... |
|
|
Hürriyetin olmadığı yerde hakikat şiirin ve hikayenin tüllerine bürünür... |
|
|
Kopacaksın adsız ve ruhsuz kalabalıktan... ufuksuz iştahlarıyla yavan ve
kendini beğenmiş insanlardan uzaklaş... yalnızlık mana dünyası fatihlerinin
ortak kaderi...başkaları ne düşünür aldırma... Tanrı ne düşünüyor ona bak... |
|
|
Ormanı görmedin... ağacı görmedin... rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru
yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun... |
|
|
Çıkar konusunca vicdan susar... |
|
|
Bir tartışmada
kullanılacak kavramlar tanımlanmamış, üzerinde uzlaşılmamışsa, o tartışma,
güdük kalmaya mahkumdur. |
|
|
Ya ölüm boğacak
şarkılarımı, ya elimden aldığın dünyadan daha muhteşemini yaratacağım. |
|
|
Ebedi ve ilahi hakikattır... güneş doğunca yıldızlar söner.. |
[Ana Sayfa] [Cemil
Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar]
[Sorular]
[Vee..]
[Sizin
yeriniz] [Tavsiyeler]
[Derlemeler]