Ben bir trafik kazasında ölmüşüm.
Düşümdeki gibi. Gündüz mü yoksa gecemi kaybetmişim kendimi bilmiyorum.
Gece ölmek isterdim şüphesiz, sorulsaydı.
Daha kimsesiz, ıssız ve sessiz bir ölüm. Çekilin başımdan diye söyleneceğim, işlerinden alıkoyacağım kalabalıklar olmaz.
Geceye bırakılan küçük bir iz, sabaha gönderilen garip, ürkünç, şaşkın bir sükunet olur..bir sonraki sabaha kadar. Bom!
Hangi mevsimde öldüğümü biliyorum ama. Sonbahar, sonbaharmış..sonbahar ne demek? Ya ilkbahar? İlk-son arası baharlar? Kaç bahar var? Bahar ne demek?
Tamam tamam hep birden bağrışmayın, biliyorsunuz daha yeni öldüm. Evet cevaplarınız var hepiniz anlatmak istiyorsunuz.
Ben yaşarkende saygısız bir telaş içindeydiniz böyle. Azınızı duyabildim bu yüzden. Kızdım size uzun zaman. Ne dinlediniz ne dinletebildiniz. Birazcık duyabildik birbirimizi. Dinleşemedik sözlerin musikisinde.
Bağırış çağırış yaşamlar arasına sıkışıp kalan bir kaç çığlıktan biride bendim. Her çığlığın çarpıp ekolara bölündüğü duvar yada her neyse birşey vardı. Oraya attı onlar çığlıklarını. Evet hepsinin vardı çığlık alıcıları.
Kolayca haz aldılar bu yüzden boğazları acırkende. Sonbaharın birinde atmosfere giren yabancı cisimler gibi yanıp yok olan tek çığlıktım belki ben (buna vehim denir işte)..kilolarca düşünce yüklü bir adım şeklinde bazen, kartal kanatlarında uçuyormuş gibi bazen, sarhoş eden bir şarkı gibi bazende, tamamen kendinden geçmiş, uyku gibi kimi zaman ve bellekleri ürpertecek kahkaha gibi dolanan evrenin kulaklarını.
İmkanlı ve imkansız.. Hep imkanları olmuş ötekilerin, olmuyorduysa bile hata gibi teslimiyet gibi alternatif imkanlar yapmış
kendilerine başka çığlıklar. Aralıksız yağmurlarda bir saçak altı bulmadım ben başdönmelerime. Kendi kafama üşüşmelerim devam etmiş hep.
Kendi ellerimden düşmüşüm. Aynaya dönüp iki tokat atmışım kendime. Benim yüzümden olmuş bana ne olduysa (buda bir vehim),
ama ben hiçbir şey yapmamışım ki kendime. Bir öğrenme ve öğrenilenle kalma olmuş hayat. İmkansızı imkanlı kılma isteği..ve'yok'oluş.. Bom!
Kanımı tutuşturan bir hızla geçerken gecenin içinden herşey takipsizdi, evler, ışıklar..Kendimden geçmiş halde sarhoşumsu devinimler yaparken öyle az alıyordum ki bilinen ve bilinmeyene dair her şey silik ve arkamda kalan bir şeydi.
Önümdeyse hiç birşey yok. Gidildikçe eklenen yol sadece. Eklendikçe şehir oluyor, ardımdan koşup gelen, bir solukta önümde geçen ve bir adımda geçtiğim görüntü oluyor. Büyük binalarının arasında böcek gibi gezdiğim dev kent değil bu, benim boyumda. Gündüzün intikamını almıyorum ondan. Uğraşacak zaman değil ve yıkmadan soluk soluğa kendini önüme koyan şehrin ortasından akıp gidiyorum. Bom!
Biraz çise olmasını istiyorum ve oluyor. Hah o senin hayal görmelerin deyip gülmeyin şehri kafanıza yıkarım sonra.
Neden durdunuz? Hahaaa korktunuz evet korktunuz. Hayallerimden korktunuz. Size hak veriyorum, korkmalıydınız.
Çünkü istesem ölmezdim bile bu gece. Yeni bir dünya doğururdum şarkılardan istesem. Böcek ayaklarımla en uzakta olanınıza varırdım istesem bir adımda. Varırdım da, niye?
Ben öleceğimi biliyordum, sizinde öleceğinizi biliyorum. Benim ölümümden daha iyi ölümler vardır elbet.
Çocukken hiç ölmeyeceğim derdim. Büyüdüm yine ölmeyeceğimi düşünüyordum, onca aklıma rağmen hemde. Yada hayal ediyordum diyelim hadi (budalalığım eskiye dayanıyormuş aslında).Sonra daha büyüdüm bu çağlara geldim yada getirildim.
Ve öleceğimi biliyordum artık. Bunu birçok insan söylemişti aslında bana bugüne kadar. Ama ben kendim öğrendim.
Sessiz film mi seyretmişim hep ben böyle? Bom!
Dönemeci sertçe döndük. Birinin göğsüne çarpacaktık nerdeyse. Çiseden ıslandım hafiften. Hüzün biriktirdi bu gözlerime.
Hızımı ve ateşimi çoğaltan, hadi! deyip bana katılan birer çığlık sanki küçük damlacıklar. Çığlıkları çoğaltıyorum. Beni beklemişler ve geldim işte. Sesimi çıkarmadan topluyorum, içime alıyorum onları. Kimi çığlık inletiyor ruhuma dolarken ama hepsini alıp gitmeliyim usulca. Şehrin her zaman kalabalık olan meydanında bırakacağım onları. İmkansızlığı bilmez çünkü onlar. Ve tek tek ölümlerini seyredemem, daha kendim öleceğim ve bu yeterli bu gece için.
Bak sen, elimde bir kitap varmış, farkediverdim. Bir kitap yada en azından bir kaç sayfasını okumak istermiydim ölmeden önce? Hayır. Evet elimde bir kitap olması önemli olduğunu gösteriyor tabi. Neyse, boşver.
Gece yarısı kavgaya tutuşan ve cılız çabalarla onları ayırmayı çalısan insanları gördün mü? Dursa mıydık? Borcum vardı onlara, alacağımda tabi. Durmadık işte.
Ne kadar da üzüntülü görünüyor karanlığa karışmış şu köpek. Aman dikkat köpek, çarpmayalım.
Gece sessiz derdik, gürültülü oluyormuş meğer yahu. Evinizin birkaç yüz metre aşağısında akan bir ırmağın şırıltısına benzeyen bir ses çıkarıyor. Birde rüzgarda sallanan ağaç yapraklarının çıkardığı hışırtılara benzeyen sesler duydum sandım. Değilmiş. Yanıltıyor demek gecenin sesleri insanı. Bir yere yaklaştık sanki. Nereye ki acaba? Cevabını düşünene kadar unutmuşum.
Ahh bu şarkı sesini yükseltti. Çokuncu sigaramı yaktım. Bom!
Dün için plan yapmaya kalkıştım şimdi de. Delimin zoruna bak.
Karanlık bakışlar yerleşti gözlerime birden, kaşlarımda çatıldı yeniden. Yine aynı şeyi yaptım kesin. Aklıma bir şey geldi-getirdim ve değişti yüzüm. Belli bu. Karanlıkla deliniyor şimdi gecenin karanlığı..
Sabırsızlanıyorum. Sabırsızlığımı unutmak için belki, bugün geçiyor aklımdan. Birilerine söylediğim, onların bana söyledikleri sözler. Canımı acıtıyor nedense bir parça, üzüntü hissi veriyor. Geride kalıyor oldukları için mi? Söylenmemiş sözlerin ağıtımı oluyorlar yoksa, yada başka şeyler söyleme fırsatını bunlarla harcadığım için mi?
Nasıl oluyor bilmiyorum, bir mektup veriyor biri. Mektubu okuyacak vaktim var henüz biliyorum. Tuhaf tuhaf bilmelerim var bu gece, ama herşeyi değil. Dudaklarımı ısırıyorum zarfı açarken, bilmiyorum ama hissediyorum. Gülümsemeyle başlamış mektup, gülümsüyorum. Ve okuyorum. Özenli, temiz yazılmış.
Tedirgin, tereddütlü bir hafiflik geliyor yüreğime. Geri dönmek isteğiyle geri çevirmeye çalışıyorum bedenimi gayri ihtiyari. Hemen tekrar yerine geliyor ama bir an geriye giden aklım. Eski pozisyonuma dönüyorum çabucak. Biraz daha küskün, alabildiğine kızgın kendime.
Başka yöne çeviriyorum bakışlarımı, karanlık, ıslak, düşünceli.. Ne insafsız oluyor bazen insanların gelişi diyerek derin bir soluk alıyorum. Sadece gelmiş olmaları bile bir kazançmış gibi fıkır fıkır kaynayarak geliyorlar. Ben 'yok'um.. Yiyin birbirinizi. Bom!
Birazdan öleceğim geldi aklıma. Somurtarak mı ölecektim yani? Gözlerim kapandı bir iki saniye ve sakince açtım sonra.
Bir eminlik gelmişti üzerime. Dışardaki seslerde susmuştu ve çise yoktu artık. Karanlık, açık renk, puslu bir kırmızı indi.
Hay Allah geç farkettim. Varacağım bir yer varmış. Üstelik gördüm bile. Çok az kalmış oraya çok az. Bir teselli gibi hiçbir şeyin olmadığını gördüm orda yada göremedim belki. İçimde yükselen ateş korkunç bir hıza ulaştırdı beni bir saniye içinde. Sürtünme sesleri vardı belki duymuyordum.
Avuç içinde, seslerin trafiğinde ve rüzgarlı bir yolda geçilen yolculuğun sonuydu.
Varacağım yere varamadım, geride kalmıştı orası. Mektubun ilk satırımı son satırımı hatırlayamadım "yeni bir başlangıç için" sözü parladı zihnimde. Onlar bilemezdi imkansızı. Öfkeli bir kahkaha attım ve işte hepsi bitiyor diye son anda içimi kaplayan bir sevinçle ne olduğunu bilmediğim bir şeye olanca hızımla çarptım.. Bomm!
Öldüm ve huzurlarınızdayım.