|
Kukla Yaşamlar
Sahnede bir kukla... Yanakları kırmızı, gözleri
boyalı, dudaklarında sahte bir tebessüm. Karşısında her şeye aç seyirciler...
Bir ellerinde dikenli gül, bir ellerinde çürümüş duyguları... Ve açıldı perde
1978’ de. Sahnenin girişinde kör hayat zebanileri biletleri çoktan satmıştı
bile. Tıklım tıklımdı hayat. Ve tek kişilikti sahne.
İpler oynamaya başladı ilk ağlama sesiyle. Kimi parmaklarında, kimi
dilinde... Elini uzattığı anda, ipi tutup çekti “yaşam” denen usta. Ve alkış
koptu... İlk oyunuydu bu kuklanın ve ilk kez anladı ki, elleri kendi elleri
değildi. Sandı ki perde kapanacak ve bitecek bu alçak oyun. Ama bir sonraki
biletler çoktan tükenmişti bile. Ve hayatını hep biletlere bölmüşlerdi. O
oynayacak ve seyirci alkışlayacaktı .
Kukla üzülmemeyi öğrenmeliydi. Kukla alkışlanma hevesiyle dolmalıydı. Ama
“yaşam usta” bırakmıyordu ki her yanına bağlı ipleri. Şarkılar söyleyip ve
yüzünü hiç boyamadan dans etmek istiyordu kukla. Sahneden inip; camın arkasında
kalan sonsuzluğa gitmek istiyordu. İstiyordu... istiyordu... Kukla anladı ki
istemek yok hayatta. İpleri istemiş miydi ki sanki.
Ve hazırdı ikinci sahneye. “yaşam usta” ona iplerle nasıl dans edeceğini
öğretmişti artık. O kaldıracaktı ipi ve kukla oynayacaktı. Yine de dans
etmeliydi kukla. Belki hiç kimsenin duymadığı şarkılar söylemeliydi... İçinde
özgür kuşlar olan şarkılar... Sahnesi olmayan hayatlar... Tekrar açıldı
perdeler... Yeni perde yeni umuttu kukla için. Tebessümünü yeniledi. “yaşam
usta” nın boyadığı yanaklarını elleriyle hafifçe temizledi. Koltuklara
baktı... Yüzler farklıydı. Ama ellerde ki yine aynı. Olsun... Şarkı söyleyip
dans edecekti ya... Hiç görmediği kelebeklerin kanatlarındaki sihri
anlatacaktı ya... yeterdi... Öyle sanmıştı... “yaşam usta” iplerini
oynatmıyordu işte. Dans yoktu, şarkı yoktu. “yaşam usta” ne isterse o vardı.
Seyircilere baktı... Gözleri doldu... Ama herkes gülmekteydi. Onları şarkılar
değil, “yaşam usta” mutlu etmekteydi.
Ne işi vardı onun bu sahnede. Bu perdelerde neyin nesiydi. Kolunu azıcık
oynatsa koparacaktı ipleri, ama nafile... 1978’ de mahkumdu kukla olmaya.
Eğlenmeden eğlendirmeye... Almadan vermeye...
“yaşam usta” ya bağımlıydı. Ağlamak istiyordu ama akan yaşlarını silmek için
“yaşam usta” ya ihtiyacı vardı. Kuklalığına lanet etmek istiyordu ama kendi
sesini bile duyamaz olmuştu. Alkışlanmak, sonra yuhalanmak, sonra tekrar
alkışlanmak kaderi olmuştu. Ve bu sahne tek kişilikti. Ve tüm sahnelere
uzaktı. Şarkılar söyleyeceği sahnede sadece bir esirdi. Sahnede şarkı
söylemek yüreksizlerin işiydi. Çünkü ancak onlar koparabilmişlerdi iplerini.
Onlar becermişti TEK olmayı. Ve kukla anladı ki; “yaşam usta” yok... “yaşam
usta” sandıkları aslında hep kendi yazdığı senaryonun baş kahramanları.
Onları kahraman yapan da kendi. İplerini bağlayan kendi. Perdeleri açan ve
kapatan kendi. Kendini kukla yapan KUKLA...
Ben bu sahneyi hiç istemedim inan... Ben savaşmayı hiç istemedim. Ben
şarkılar söyleyerek geçecek sanmıştım zaman ama asla dudaklarıma değmedi
kelebekler. Farklı olduğumu söyledim en yukarılara ama almadı beni yanına.
Ben hiç görmediğim ışıltılara aşık oldum hep. Hiç yaşanmamışların hayalini
kurdum. Hiç görülmemiş rüyaları görmek istedim. Ben bu sahneyi hiç
istemedim...
Şimdi sahnede yalnız kalmak bile yetmiyor. Perdeler indiği andaki
karanlıklarda, içimdeki gümbürtülerin sesiyle uyuyamıyorum.
Zavallı kukla... Zavallı şarkılar... Ya biri yaksın artık bu sahneyi ya da
insin perdeler son kez...
Ebru
|