|
Hoşgeldin!
Çorak
bir toprak nasıl karşılarsa yağmuru... Bir mahkum nasıl
selamlarsa güneşi, taburcu olacağı günün
sabahında. Öyle çektim içime seni.... Öyle
kucakladım; önce göz bebeklerime, sonra ruhuma, sonra
tenime dolaşan gölgeni... Hoşgeldin!
Durma
uzat o elif ellerini!
Havva`nın Adem`i karşılama sevincidir bu. Haticet`ül Kübra`nın kutsal teslimiyetidir bu.
Sanki
rahmani bir tecellidir bu...
Gerçekleşen
rüyam, tamamlanan fethim. Yağmurdan sonra açan
güneştir gözlerin. Gözlerinle gördüm
ve gülümsedi aynadaki suretim. Güneşten sonra
yağan yağmurdur gözlerin. Gözlerinle ağladım, suya
kandı en kızgın çöllerim. Yıllar sonra perdeleri
çekilmiş birer hücre gibi ışığınla kamaşan gözlerim;
sessizce fısıldıyor ve itiraf ediyor şimdi, karanlıklara gömdüğü
en masum gerçekleri:
Hoş
geldin, ki görkemli bir alayla geldin. Güneş, seni bana
muştuladıktan sonra kutlu bir akşamın kollarına huzurla uzandı.
Seni görünce hayranlıkla tutuldu ay. Ay ve yıldızların
ve dahi, münzevi deniz fenerlerinin aydınlattığı uzun
yollardan; inci beyazı, fildişi kaftanlar içinde, soylu
bir şehzade gibi süzülerek geldin. Kelimelerin birer
ateş böceği şimdi ve ellerin, içimdeki denize dökülen
dingin birer ırmak. Sözlerin, derununda dirildiğim bir
cennet bahçesinden yankılanır gibi... Bu vuslat beni
benden alıp, yeniden beni bana bağışlar gibi... Azad edilen bir kölenin özgürce savrulan çığlığıdır bu!
Kalbine
sen düşenin makul titreyişidir bu!
Bir
cenazenin def`in merasimindeydim, sen geldin. Kıpırdamaya başladı
tüm zerrelerim. Sözlerinin füsununa dolanıp
kırdım, feleğin sunduğu kirli kadehi. Meçhule doğru kanat
çırpan kuşlar gibi şimdi bütün kederler...
Uzaktan uzağa selamlıyorum hepsini. Selamlıyorum ikbalimi,
istikbalimi; selamlıyorum zaaflarımı, cerbezemi, günahlarımı
ve Seni...
Ateş
hükmünü icra etti, kıvılcım yangınlaştı. Vuslatın
alevinde, elmasın curuflarından soyunması gibi arındık cümle
kusurlarımızdan. Dört mevsimi kucaklayıp; bir ilk yaz ateşi,
bir ilkbahar tazeliği, bir sonbahar serinliğiyle geldin.
Kutsal bir hazineyi ansızın keşfediştir bu. Tahayyül ötesi bir irtifaya yükseliştir bu.
Gizemli
bir ahengin zevkiyle kendinden vazgeçiştir bu...
Zararsız
bir kaleyi düşürdükten hemen sonra ve belki
arefesindeyken yeni bir muharebenin. Yorgunken ve suni zaferlerin
avuntusuyla sarhoşken... Yuvarlanırken dibi görünmeyen
bir uçuruma doğru son sürat... Asi bir kursunu
tetiklemek icin şakağıma dayamışken silahı ve ağzımın kenarında
minik bir gülümseme iskeleti; öylece,
kıpırdamadan, son pozumu vermek üzre objektiflere asılı
bırakmışken gözbebeklerimi, çıkageldin. Emine Arslaner
|
[Ana Sayfa] [Cemil Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar] [Sorular] [Vee..] [Sizin yeriniz] [Derlemeler]