Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Hoşgeldin!




Çorak bir toprak nasıl karşılarsa yağmuru... Bir mahkum nasıl selamlarsa güneşi, taburcu olacağı günün sabahında. Öyle çektim içime seni.... Öyle kucakladım; önce göz bebeklerime, sonra ruhuma, sonra tenime dolaşan gölgeni...

Hoşgeldin!


Bak, şafak söktü yeniden. Bak, cemre düştü ve filiz verdi şu kıraç topraklarıma en ümitvar dualarla ektiğin ilk servi. Ansızın vurdu ıssız bir kıyıma, yalnız bir akşamın darlığında, içine davetkar türkülerini doldurup şuur altımın enginlerine fırlattığın o soylu şişe. Nasıl da arsız bir sarmaşık gibi dolanacak dal arıyordu en süslü kelimelerim. Nasıl da sarhoş kelebekler gibi konacak bir çiçek arıyordu en munis şiirlerim....


Durma uzat o elif ellerini!

Hoşgeldin!



Belkız topladı entarisinin eteklerini
bileğinde yakuttan bir halhal
Züleyha`nın Yusuf`a koşarken
saçlarından kurtulan tülden bir şal

Benim, sana koşarken ayaklarım çıplak
saçlarım toz toprak
Kirpiklerim sadece sevinçten ıslak
Dudaklarımda tek kelime,
biraz buruk, kırık dökük ama sıcak,
cok sıcak

Hoşgeldin!




Havva`nın Adem`i karşılama sevincidir bu.

Haticet`ül Kübra`nın kutsal teslimiyetidir bu.

Sanki rahmani bir tecellidir bu...

Hoşgeldin!



Gerçekleşen rüyam, tamamlanan fethim. Yağmurdan sonra açan güneştir gözlerin. Gözlerinle gördüm ve gülümsedi aynadaki suretim. Güneşten sonra yağan yağmurdur gözlerin. Gözlerinle ağladım, suya kandı en kızgın çöllerim. Yıllar sonra perdeleri çekilmiş birer hücre gibi ışığınla kamaşan gözlerim; sessizce fısıldıyor ve itiraf ediyor şimdi, karanlıklara gömdüğü en masum gerçekleri:

Kalbimin hassas terazisini dengeye getiren. Tek çalımıyla en sarsılmaz tabularımı dize getiren,

Ibrahimi bir balyoz, bir Asay-ı Musa


Hoşgeldin!



Hoş geldin, ki görkemli bir alayla geldin. Güneş, seni bana muştuladıktan sonra kutlu bir akşamın kollarına huzurla uzandı. Seni görünce hayranlıkla tutuldu ay. Ay ve yıldızların ve dahi, münzevi deniz fenerlerinin aydınlattığı uzun yollardan; inci beyazı, fildişi kaftanlar içinde, soylu bir şehzade gibi süzülerek geldin. Kelimelerin birer ateş böceği şimdi ve ellerin, içimdeki denize dökülen dingin birer ırmak. Sözlerin, derununda dirildiğim bir cennet bahçesinden yankılanır gibi... Bu vuslat beni benden alıp, yeniden beni bana bağışlar gibi...

Hoşgeldin, ki Mavera`dan geldin. Gömleğinde yıldız tozları. Bahr-i Ummanı aşarak geldin. Saçların bu yüzden hala ıslak ve sesin bu yüzden titrek, gözlerin bu yüzden nemli. Gözlerine, sözlerine ve saçının her teline, tek tek tutuklu bıraktığım için yitirdim sanılan aklımı; en zarif, en görkemli, en tutarlı ve en diri taraflarımı alıp da geldin. Eksiktim, tamamlandım seninle. Yitiktim; keşfedildim seninle. Ölüydüm; dirildim, silkelendim ve ben, beni buldum seninle!

Mihrakını bulan bir güneşin kurtuluşudur bu!

Azad edilen bir kölenin özgürce savrulan çığlığıdır bu!

Kalbine sen düşenin makul titreyişidir bu!

Hoşgeldin, hoşgeldin!



Bir cenazenin def`in merasimindeydim, sen geldin. Kıpırdamaya başladı tüm zerrelerim. Sözlerinin füsununa dolanıp kırdım, feleğin sunduğu kirli kadehi. Meçhule doğru kanat çırpan kuşlar gibi şimdi bütün kederler... Uzaktan uzağa selamlıyorum hepsini. Selamlıyorum ikbalimi, istikbalimi; selamlıyorum zaaflarımı, cerbezemi, günahlarımı ve Seni...

Sen, bana benden daha yakın, sen. Sen ki, yoksun sen. Benlikte beni bulduran, ben olan sen. Ben ki, yokum ben. Senliğe karışıp kaybolan ben... Bendimi aşıp sen olan ben. Bendini yıkıp da bana ulaşan sen.

Sen,

Harikulade bir tufana kapıldın da geldin. Düşe kalka, bata çıka; ayağında demir çarık, elinde demir asa, sırtında yamalı urba; dervişane bir hazla, koşarak geldin...

Hoşgeldin!



Ateş hükmünü icra etti, kıvılcım yangınlaştı. Vuslatın alevinde, elmasın curuflarından soyunması gibi arındık cümle kusurlarımızdan. Dört mevsimi kucaklayıp; bir ilk yaz ateşi, bir ilkbahar tazeliği, bir sonbahar serinliğiyle geldin.

Topraklar başaklarla doldu dört mevsim. Dallardan sarkan bu hevenk hevenk meyveler de senin eserin. Sonsuz bir ömür bahşedebilmek için, yağmurları tam zamanında yağdırabilmek için çorak yıllara. Rüzgarları bir buse gibi dokundurabilmek için kavrulan alınlara ve sessizce solan bir yabani menekşenin kaderini güldürebilmek içindi gelişin.

Hoşgeldin!



Artık günler bereketle dökülür gecelere. Güneş senin ellerinde göz kamaştıran ışıklarını söndürüp hayatın uğultusu dinince nefesinde, seven bir kalbin çırpıntıları muhteşem bir melodi gibi yükselir gecenin derinlerinden. En tatlı renklerin esrarlı pırıltısı içinde birbirine hiç benzemeyen canlılar kaynaşır, sevişir, şarkı söylerler kuytu köşelerimde. Her akşam ayrı bir şölendir şimdi, her gece ayrı bir düğün gecesi…

Hoşgeldin!

Meçhul diyarlardan uçup gelen güvercinim! Kanatlarında Afrika güneşinin pırıltısı, bakışlarında Asyalı yangınlar.

Sanki göklerden bir çiçek yağmuru boşandı… Bulutları dağıtan bir fırtına rüzgarı gibi sesin; bütün lanetlerimi, ifritlerimi, vesveselerimi kovaladı. Sen konuştun aydınlandı evren, sen konuştun camdan fenerler gibi yıldızlar şuurumun duvarlarında parçalandı. Sen konuştun çözüldü düğümler, sen konuştun yıkıldı setler; açıldı kapılar ve gülümsedi yüzler….

Hoşgeldin, hoşgeldin!



Bir hikmetin sırrına vasıl oluştur bu.

Kutsal bir hazineyi ansızın keşfediştir bu.

Tahayyül ötesi bir irtifaya yükseliştir bu.

Gizemli bir ahengin zevkiyle kendinden vazgeçiştir bu...

Hoşgeldin!



Zararsız bir kaleyi düşürdükten hemen sonra ve belki arefesindeyken yeni bir muharebenin. Yorgunken ve suni zaferlerin avuntusuyla sarhoşken... Yuvarlanırken dibi görünmeyen bir uçuruma doğru son sürat... Asi bir kursunu tetiklemek icin şakağıma dayamışken silahı ve ağzımın kenarında minik bir gülümseme iskeleti; öylece, kıpırdamadan, son pozumu vermek üzre objektiflere asılı bırakmışken gözbebeklerimi, çıkageldin.

Tutup ayaklarından sürükleyerek uzaklaştırdın bütün isyankâr anlarımı. Olmayan yüzleri biçilmiş ve gözlerine utancın bantları çekilmiş bütün suratları hafızamdan kovaladın. Binlerce güvercinin uçlarından tutarak havalandırdığı atlastan mahfazanda bir efsane kahramanı gibi geldin. Yıldırımların dehlizlerimde yuva yapan yarasaların kanatlarını parçaladı ve rüzgarınla dalgalanan ruhum, sonsuzluğa yelken açtı...

Hosgeldin!

Emine Arslaner

 

DUYURU!


[Ana Sayfa] [Cemil Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar] [Sorular] [Vee..] [Sizin yeriniz] [Derlemeler]