- Ama sana hiç dokunmazsam, bir tapınak gibi
kurarım seni. Ve seni ışıkta kurarım. Ve sessizliğin kırları alır içine.
Ve seni kendiminde, seninde ötende sevmesini
bilirim. Ve imparatorluğunu kutlamak için ilahiler yaratırım.
Ve gözlerin yumulur; dünyanın gözkapakları.
Seni kollarımda yorgun tutarım, bir kent gibi. Tanrı'ya doğru yükselişimin
bir basamağından başka bir şey değilsin.
- Şimdi kulak ver sözlerime: Kentin tamamlanmışlık
yüzünden ölecek. Çünkü aldıklarıyla değil, verdikleriyle yaşıyorlardı.
Hazırlanmış erzakları birbirlerinin elinden
kapmak için, inlerinde birer kurt olacaklar yeniden. Zulmünle onları
yıldırırsan, inde
kurt yerine, ahırda sığır olurlar.
Çünkü bir kent hiçbir zaman tamamlanmaz. Ancak
coşkusuz kaldığım zaman söylerim yapıtımın tamamlandığını. Önceden
öldükleri için ölürler o zaman. Ama
kusursuzluk erişilen bir erek değildir. Tanrı'da değişmedir.
Ben kentimi hiçbir zaman tamamlamadım..
- Çünkü beceriklilik boş bir sözcükten başka
birşey değildir. Yaratışta sapma diye bir şey yoktur. İnsan yaptığını kurar
hepsi
bu. Bir
ereğin ardından giderken,bu erekten farklı olan bir başka ereğede yöneldiğini
ileri sürersen, yalnızca sözcüklere
aldananlar becerikli bulur seni. Çünkü senin
kurduğun şey ilkin kendisine doğru gittiğin şeydir, işte bu kadar. Uğraştığın
şey
çarpıştığın şey bile olsa.
- Ve mutluluk kusursuzluklarının, yüreklerinin
değerinin belirtisiymiş gibi geldi hep bana. Ve sana "öylesine mutlu
buluyorum
ki kendimi" diyebilen kadına evini
ömürlüğüne aç, çünkü yüzüne vuran mutluluk, ödüllendirilmiş bir yüreğin
mutluluğu olduğuna
göre, değerinin belirtisidir.
- Çünkü insanın ışığını vermesi hoşuma gider.
Mumun kalınlığı o kadar önem taşımaz benim için.
Değerini yalnız aleviyle ölçerim.
- Tutumlu olmaya kalkma bu alanda. Çünkü, gönül
devinimleri sözkonusu olunca, biriktirilecek mal yoktur.
Çünkü vermek, yalnızlık uçurumu üstünden
bir köprü atmaktır.
- Ama her yükseliş sızılıdır. Her değişim acı
verir. Ve bu müziğin önce acısını çekmemişsem, hiçbir zaman gizine eremem
onun. Çünkü benim acımın meyvasından başka bir
şey değildir ve başkalarının biriktirdiği erzaklarla keyiflenenlere hiç mi
hiç inanmam. İnsanların çocuklarına
mutluluğu,aşkın büyük sarhoşluğunu sağlamak için onları konsere, şiire ve
söyleve
daldırmanın yeterli olabileceğine inanmam.
Çünkü insan elbette aşk yeteneğidir ama acı yeteneğidir de.
- Çünkü ötekiler dünyanın sözcüklerde
olduğunu,insan sözünün evreni de, yıldızı da, mutluluğu da, batan güneşi de,
yurtluğu da, aşkı da, mimarlığı da, acıyıda,
sessizliği de dile getirdiğini tasarlarlar...Ama ben insanı en küçük parçasına
kadar kavramakla olduğu dağın karşısında
gördüm...
- Senden uzaklarda uyuyup bir ölü gibi kımıltısız
yatan sevgili seni nasıl beslerse, senin için nesnelerin anlamını nasıl
değiştirirse, imparatorluk da öyle besler
çünkü yüreğini. Uzaklarda içine bile çekemeyeceğin, zayıf bir soluk vardırama
dünya yalnızca mucizedir senin için.
- Dedim sana, bir kişinin acısı dünyanın
acısına bedeldir. Ve bir tek kadın aşkı, ne kadar budalaca olursa olsun,
samanyoluna
ve yıldızlara denktir. Ve seni gemimin eğrisi
gibi kollarımda sıkarım. Engin denizlere doğru açılma da böyle: aşkın korkunç
omuzu...
- Çelişkiye düştükleri zaman bile, geminin
sereçkesi gibi, hiç değişmeyen kişilere saygı duyarım. Deniz istediği kadar
kudursun,
sereçke hiç şaşmadan yıldızına yönelir. Böyle
oldu mu nereye gittiğini bilirsin. Ama mantıklarının içine kapananlar, kendi
sözcüklerini izlerler, tırtıllar gibi kendi
çevrelerinde dönüp dururlar.
- Aşkın benimsenmemişse, bağlılığının
ödüllendirilmesi için boşu boşuna bir yakarış oluyorsa, susmak için yeterince
ruh
gücün de yoksa, bir hekim bul bulabilirsen,
iyileşmeye çalış. Çünkü aşkı yürek tutsaklığıyla karıştırmamak gerekir.
Dileyen aşk güzeldir, yalvaran aşk uşak
aşkıdır.
- Bir yararı olmasa bile, sana yönelmiş bir aşk
varsa, sen de bunun karşılığı olan aşkı duyuyorsan, ışıklar içinde yürürsün.
Çünkü, tanrı varsa, karşılığı yalnızca
sessizlik olan dua büyüktür.
Ve aşkın benimsenmişse, sana açılan kollar
varsa, bu aşkı çürümekten kurtarması için dua et Tanrı'ya, çünkü istediğine
kavuşmuş yüreklerin geleceğinden korkarım.
- Alçakgönüllülük alçalmanı gerektirmez, açılmanı
gerektirir. Değişimlerin anahtarıdır. Ancak o zaman alabilir, o zaman
verebilirsin. Aynı yolu belirtmek için
kullanılan bu iki sözcüğü birbirinden ayıramam. Alçakgönüllülük insanlara
değil,
Tanrı'ya boyun eğiştir. Taşlara değil,tapınağa
boyun eğmiş taş da böyle. Hizmet ediyorsan, Tanrı'ya hizmet ediyorsun.
Ana çocuk karşısında alçakgönüllüdür, bahçıvan
da gül karşısında.
- Sana gelen adımlarımı yanlış saydın, aşkımla
değil, aşkımın saygı sunuşuyla besleniyordun. Dileğimin anlamını yanlış
anladın.
Yalnızca alçakgönüllü olan ve aşkımın
ışıklandıracağı kadını onurlandırmak için uzaklaşacağım senden. Yalnız aşkımın
büyüteceği kadının büyümesine yardım edeceğim.
Sakata da kendisini pohpohlamak için değil, iyileştirmek için bakacağım
gibi: bir yol isterim ben, bir duvar değil.
- Çünkü ben insanlar arasındaki ilişkileri
dikkatle izledim ve aklın tehlikelerini iyice gördüm. Dilin her şeyi
kavradığına inanan
aklın. Tartışmalarda yanıtlara inanan aklın.
Dil yoluyla geçiremem içimdekini. İçimdekini dile getirecek sözcük yok. Sözden
başka yollarla anlayabildiğim ölçüde
belirtebilirim onu. Aşkın mucizesiyle yada, aynı Tanrı'dan doğduğumuzdan,bana
benzediğin için. Yoksa benliğime gömülmüş olan
bu dünyayı zorlamakla kalırım. Ve, beceriksizliğimin rastlantısına göre, ancak
şu ya da bu yanını gösteririm onun, dağın
ancak yüksek olduğunu belirtebildiğim gibi. Ama bu dağ bambaşka bir şeydir ama
ben insanın yıldızlarda üşüdüğü sırada gecenin
ne denli görkemli olduğunu anlatıyordum.
- Ama sen alıcı aracılığıyla Tanrı'ya verdin
vereceğini, o da almaya gönül indirdiğine göre, secdeye kapanması gereken
sensin.
- Bununla birlikte, arzunun eyleme dönüşmesi
için,ağacın gücünün dal, kadının ana olması için, bir seçim gerekir. Seçmenin
adaletsizliğinden doğar yaşam. Çünkü bu güzel
kadını da bin kişi seviyordu. Ve kadın varolmak için onları umutsuzluğa
gömdü. Ve varolan adaletsizdir her zaman.
- Bunalımı coşkudan ayıran sınırı o zaman gördüm
işte. Çünkü bunalım da, coşku da aynı insanların payına düşer. Her ikisi de
uzay ve uzam duygularıdır.
Öyleyse yalnızca bunalımlılarla coşkulular
uyanık benimle, diyordum içimden. Ötekiler varsın dinlensin. Gündüz yaratmakla
kalarak önde olma iççağrısı bulunmayanlar...
- Şu yanıtı ver hepsine de: "Beni sevmek,
önce benimle işbirliği yapmaktır."
|
Yalnızca
Ruh yaratabilir insanı, balçığa soluk katan Ruh. |
Saint Exupéry
[Ana Sayfa] [Cemil Meriç] [Mektupçu] [Aforizmalar] [Sorular] [Vee..] [Sizin yeriniz] [Tavsiyeler] [Derlemeler]
![]()