|
Don Kişot Ve Okumak
2002-01-17
İlimler gelişip, fenler harikalar meydana getiriyor,
telekomünikasyon hızla hücrelerimize kadar giriyor ama bizler hala
okumuyoruz.
Canım okuyup ta ne olacak ki, okuyanların hali ortada... Okumak yada okumamak
için sebeplerimiz var bizim. Ekonomik, sosyal ve kültürel çevre etkili
oluyormuş okumak üzerine. İnansınlar ve sevsinler sizi...
Cemil Meriç gözlerinin rahatsızlığı pahasına okumuş. Ee okumuşta ne olmuş.
Canım bu farkı anlamayanlara değil sözümüz. Onlar hemen bu yazıyı okumayı
bırakıp sanal alemin başka bir çöplüğüne doğru hızla koşabilirler. Yine Cemil
Meriç odanın ışığı okumasına yeterli olmayınca odanın ortasına sandalyesini
çeker ve ampulün tam altında okumasına devam eder. Rahatsızlığı ilerleyince ortaya
bir masa koyar ve onun üzerine bağdaş kurup okumasına devam eder, ancak bir
süre sonra bu tedbir de yeterli olmayınca masanın üzerine bir sandalye
yerleştirirler ve koca insan masanın üzerinde ki sandalyede okumasına devam
eder. Hayal edebiliyor musunuz? Bir oda, ortasında bir masa, üzerinde bir
sandalye ve üzerinde Cemil Meriç oturuyor ve bunları sadece kitap okumak için
yapıyor. Gözlerinin ışığı kaybolunca yanı başında dostları yine ona kitap
okuyor ve bu şekilde hem dinliyor hem de kitap yazıyor. Ve bildiğimiz
kadarıyla Cemil Meriç'in yirmi bin adet kitabı var kütüphanesinde. Ne yani
iki metre elektrik kablosu alıp ampulü aşağıya indirerek okuyamaz mıydı?
Rahmetli geçim sıkıntısı ve kitap masraflarından bu parayı bulamamış
hayatında.
Gözlerinin ışıl ışıl aydınlığına rağmen gönüllerinin ve ruhlarının aydınlığı
kaybolmuş yada hiç bu aydınlığı bulamamış insanlar ne yapsınlar ki ?. Onlar
bir gün akılları başlarına gelince oturup nasipsizliklerine ağlasınlar. Ne
diyebiliriz ki başka...
Başarı ve yükseliş hiçbir zaman tesadüfi bulunmamıştır.
Hiç kimse ormandan geldiği gibi, ağacın kağıt olduğuna şahit olmamıştır. Ama
hep kendinin bir anda OLACAĞINA inanmıştır safça...
SOL AYAĞI İLE DÜŞÜNEN ADAM
İrlandalı Chirsty Brown destanlık bir adamdır. Ama adam. Beyin felçli olarak
dünyaya gelir. Kendi ifadesiyle “bir çarpık kas ve dolaşık sinir sistemidir”
Konuşamaz, duyamaz ve hareket edemez. Bir gün yerdeki tebeşire gözleri
takılır ve sol ayağının parmaklarına sıkıştırdığı bu tebeşirle yere bir
şeyler karalamaya başlar. Artık onun kader anı belli olmuştur. Bu anı çok iyi
değerlendirir. Ailesinin de yardımıyla alfabeyi öğrenir, kelimeleri öğrenir,
özel bir okulda konuşmayı öğrenir ve yazar, yazar, yazar. Sonra bu “dolaşık
kas sistemi” İrlanda’nın en önemli edebiyatçılarından biri olur. Tabii bizim
kiler hala “sol ayaklarının parmaklarıyla düşündüğü için ne yazar nede okur
sınıfına giremediler”
RUH GÖRMEYİNCE GÖZ NEYLESİN
Sokaklarda yılışıp, sıcak evlerde uyuşanlar ancak televizyon ve Internet'in
sahte ve sanal mezbeleliklerinde vakit israf edip, hayatlarının en kıymetli
sermayelerini kumara verirler de bunun bir an olsun farkına varamazlar.
Gazetelerin magazin sayfaları, haberlerin asparagası, Internet'in chat'i,
fikirlerin fıkraları, düşüncelerin en ucuzu, kanaatlerin müsveddesi,
duyguların kullanılmış olanları yeter bizimkilere...
Artık kaliteye lüzum yoktur. Zira parayı bastırınca Batının en iyisi emrinize
amadedir. Orijinal şeylere ulaşmak zordur. Bulunmadık ne kaldı ki cihanda...
Bize kalan teknoloji fıkraları, kompleks bastıran menkıbeler, cesaret verici
hikayeler ve ne idüğü belirsiz nakiller. Hele bir de haklılığımıza delil bir
iki beylik söz bulmuşsak değmesin kimse keyfimize... Züğürt tesellisinden bol
ne var ki, züğürdün enflasyonunun yaşandığı yerde. Akıl sakatlanmış, zeka
özürlenmiş, vicdan paslanmış, gönül ser mest olmuş, ruh pusulasını şaşırmışsa
ortada bir diş ve mide vardır. Bir de akıl! Ama ne akıl !
DON KİŞOT ASİLDİR
Don Kişot gerçekten asil bir insandır. Kütüphanesinde binlerce kitabı her
şeyden önemlisi bunları okuyup anlayacak zekası vardır. Don Kişot bizim
akıllı yönümüzle alay eder. Edilmeli de, zira aklımızın ne derece sahih
olduğu ortada değil mi? Bu yüzden Kitabı-ı mukaddesten sonra en çok satan
kitaptır Don Kişot. Çevrilmemiş dil kalmamış. Her ülkede şövalye kılıklı yel
değirmenleri vardır çünkü savaşılacak.
Yazar Cervantes ciddi bir tahsil görmemiş ve babasının maddi durumu da çok
iyi değildir. Ama Cervantes kitap delisidir. Shakespeare ile aynı gün ölen
Cervantes akıllı geçinen dünyaya Don Kişot ile kafa tutar. İster Cervantes
ister Don Kişot bizim sağlıklı düşünen ama kadri kıymeti bilinmeyen
yönümüzdür.
Doğruların itibar görmediği, erdemin kabullenilmediği, zekanın sokağa
düşürüldüğü, yüceliğin alkışlanmadığı her coğrafyanın Don Kişot’ u olacaktır.
Ülkesi için savaşır, sakat kalır ama aylık bile bağlanmaz Don Kişot’u içinde
besleyen Cervantes’e. Çünkü Cervantes kitap delisidir. Düşünen tarafı
sağlamdır. Diğerlerinden farklıdır.Öyleyse körler ülkesinde görmek suçtur.
Herkesin okumadığı yerde okumak ne büyük günahtır.
Bütün okuyan ve düşünen kafaların akıbeti kaçınılmazdır. Ayak takımı aforoz
edecektir okuyanı, onu yokluğa mahkum edecektir... Ama ne gam o düşünür,
yazar, eleştirir.
Asil bir gönlü vardır. O eserini yazdıktan ve şöhrete ulaştıktan sonra bile
asaletinden sıyrılmaz. Ve daima Lepanto çolağı olarak övünür ve sakat koluyla
iftihar eder. Kolları sağlam olup akılları sakat bizimkilere bir şey anlatır
mı acaba manzara.
“ Don Kişot tahtası eksik bir insandır sadece. Haksızlık karşısında
başkaldıran, fazilete aşık bir monoman. Evet, hep hayal peşindedir. Küstahın
ve rezilin belası olmak ister. Ama bunun dışında kamil bir insan, usta bir
hatiptir.” Onu horlayanlar ve tartaklayanlar adi ve kaba insanlardır
yalnızca...
“akışın şuurudur Cervantes”
“ hayat düşünen için komedi, hisseden için trajedidir” demiş birisi. Galiba
bizim için hiç biri değil.
Ne Don Kişot’umuz var. Ne de hissedenimiz. Sadece hepimiz akıllıyız! Okumaya
ne lüzum a dostlar. Hele yazmaya... Siz yaşamaya bakın...
Don Kişot yüzde yüz kitap gibi yaşar. Edebiyat ile hayat hangi noktada
barışır, onu arar. Aramaya ne hacet biz biliriz zaten doğruyu. Biraz ezber,
biraz taklit yeter bize. Hepimiz akıntıya kürek çeker ve Don Kişot’ları
ıslıklarız. Don Kişot huysuzdur. Laf dinlemez, dertlidir de. Bozgunlar
hayatının değişmezi ama aldırmaz o buna. Kazandığı hiç bir zafer yoktur, ama
bu ne büyük zaferdir ki mağlubiyeti bile zaferden üstün gelir. Umduğu bir şey
yok ki aldırsın. Deneyecek en azından. Yürek isteyen bir iş. Şimdilerde yürek
kasaplarda çengele asılı. Akıl para kazanmakla meşgul. Gönül leyla
aramakla... Don Kişot özgürlüğün sesi. Eleştiri, alay, itiraz ve insanı
kendine davet eden ses. Yinede korkar Cervantes aforoz edilmekten.
Okumayanlar aforozcudur nede olsa.
Kulaktan dolanlar... Konuşma illetine maruz kalanlar hep aforozcudur. Bu
yüzden her aklına geleni kendine mal etmez.
Seyyid Hamit bin Engeli diye bir hayali varlığa söyletir aklından geçeni.
Ya dostlar kızarsa Ya biri üzerine alınırsa
Tahlil, terkip, metot denilen şeyleri rüyalarında dahi göremeyenler, her
hırsız anlatılışında “ben değilim” demezler mi?
İşte Cervantes hile yapar okuyucuya Çok azı bilir aslında ‘ENGELİ’ ile
CERVANTES’İN aynı şahıs olduklarını. Hani geyik edebiyatı var ya. Geyik yapar
adeta bu iki geyik, akılla. Aşka yabancı, silik, hayatında anlatacak bir şeyi
yok. Birbirine benzeyen yıllar. Çevresindekilerin ördüğü demir kafesi
parçalar ve serbest kalır Don Kişot.
YALNIZ ADAM
Don Kişot gerçek bir kahraman değildir. Onun için kimse ilgilenmez onun
düşündükleri ve ilgilendikleriyle Hoş isteseler de anlamazlar ya. Onun
dünyasına kimse girmek istemez. Onun kahramanlıkları ve söyledikleri
başkaları için sadece bir eğlencedir vakit geçirmek için. Unutmayalım bu
arada Sanço Panza da vardır bu sahnede. Herkes onu kahramanlıklarıyla
aldatır. Acaba yalnız kalmamak için inanıyor muydu bu aldanışa diyor bir
eleştirmen. Kim bilebilir? Belki oda alay ediyordu bu inanışla. Don Kişot un
kurtardıkları can düşmanı olup çıkarlar.ve husumet... Dermansız bir vücutta
habire aldatılan ruh. Destan kahramanları heybetli ve çalımlıdır. Don Kişot
ise çelimsiz ve sıska. Silahı hiçbir zaman işe yaramaz. Tek silahı vardır
artık İKNA Yani konuşur... Nezaket olsun diye konuşmaz. Eylemdir konuşmak
onun için. Laubaliliğe ve hataya tahammülü yoktur. Tembelliğe, uyuşukluğa
karşı savaşır hep Tek başına bir adamdır Don Kişot. Alışılmış bütün
sahteliklere savaş açmıştır. Teknoloji eğer bir yel değirmeni ise onun
nazarında insanlığı yok edecek zalim bir şövalyedir artık o. Görmek istedikleri
vardır hayatta ve aldansa da hep öyle görür. Hanlar onun gözünde şato, hancı
başı asil derebeyi, pasaklı köylü kızı kontestir. Öyle olmalı çünkü. Her
gördüğüne ihtiramda bulunur. Karşılığında da ihtiram görür ama bir zır
delinin suyuna gitmek için suni bir ihtiramdır bu. İşin ilerlemesi mümkün
olmayınca suni perdeler yırtılır ve çıplak insan ortaya çıkar.
Sözde dostları vardır Don Kişot un ve fırsat buldukça onu bir çarşafa sarıp
kurtarırlar! Delirmiş bu dosta iyilik yapmak lazımdır. Nede olsa iyiliklerini
görmüşlerdir.Önce iyilik için kitaplarını yakarlar softa papazın iyi niyet
bekçiliğiyle!. Sonra hep kurtarmak isterler onu. Don Kişot un hatır
dinlemeyen hakikat nutuklarını anlıyor gibi yapıp kendi yalanlarını
uydururlar hep birden.
Sadık Sanço Panza ise sevgili karısına iyi bir hayat verebilmek için
düşmüştür bu zır deli şövalyenin peşine. Ne de olsa söz almıştır, Don
Kişot'un fethedeceği ülkenin bir adası onun olacak ve Sanço Panza oranın
valisi, kontu gibi bir şey olacak, ‘Elifi görse mertek sanacak’ olan karısı
ise prenses yada kontes gibi bir şey olacaktır. Hem öyle olunca onların
kendilerine kitap okuyacak adamları olacak. Yani okur yazar olmak şart
değildir.
Ne dersiniz... Tarihte Sanço Panza diye bir vali yaşamış mıdır?
Onu bilmem ama bu gün yaşayan Sanço Panza’lar sokaklardan taşıyor. Vali gibi
bir şey olmak için aldanan, okumasa da paralı okuyucu tutacak olan, karısına
servet armağan etmek için katlanmadığı maskaralık kalmayan Sanço Panza lar...
Don Kişot ise her defa mağlup olduğu savaşlardan bir diğerine başlamak üzere
hazırlık yapıyor. Heybesinde beş kutu merhem, altında sıska atı, elinde
ağaçtan yaptığı mızrağı ile Don Kişot aramızda.
Ben de bir Don Kişot’um demek isterdim ama hem cesaretim yok onun gibi hem de
Molla Kasımlar var köşe başlarında. Ama emin olun mezarı meçhul olacak
Cervantesler yaşıyor aramızda, abideler altında yatacak olanlara inat. Israr
ve inatla okumayanlara rağmen okuyor Cervantes. Bir gün Don Kişot'luk
davasına çıkmak üzere. Ve dostlar hala okumuyor malzeme olmak için Don
Kişot’a. Ve bitmeyecek Don Kişot macerası dünya durdukça.
Kimileri de okumanın tekniğini, hızlı okumayı, okumadan anlamayı, anlamadan
yaşamayı öğrenmek için Frestonun en sihirli oyununu arıyor.
İşte bende Cervantes gibi yaptım. Seyyid Hamit bin Engeliyi konuşturmasına
mukabil ben de yer yer suçu Cemil Meriç'e attım. Fark Engeli hayali idi,
Cemil Meriç ise hakikat.
E bu kadarcık hile mazur görülür herhalde.
Şimdi müsaadenizle ben şu Sanço Panza ya bir uğrayıp ikna edeyim onu yeni bir
sefer için. Gerçi karısına çok bağlı ama ne yapalım Don Kişot un şansına
başka birisi çıkmamıştır.
Hüsamettin
Yılmaz
<sahif@hotmail.com>
|